FB TW GG PIN NWS

Süryani

Süryani

Süryaniler, Aramice konuşan ve dünya genelinde dağınık olarak yaşayan Hıristiyan halk. MS 37-43 yılları arasında elçilerin lideri Mor Petrus tarafından Antakya’da kurulmuş ve kısa zamanda bütün Orta Doğu'ya bu inancı müjdelemiştir. Kilisenin ve bazı mensuplarının kullandığı dil Hz. İsa’nın da konuştuğu Süryanice’dir.


Kilise patriklik merkezini birçok kez değiştirmek zorunda kalmıştır. Patriklik merkezi 1963 yılından beri Suriye’nin başkenti Şam’da bulunmaktadır. İlk patrik olan Mor Petrus’tan günümüze 122 patriğin başkanlık ettiği kilisenin şu andaki patriği 123. patrik olan Moran Mor İğnatiyos Efrem II'dir.


Günümüzde dünyada 3 milyonu aşkın Süryani bulunmaktadır.(Süryani Ortodokslar, Süryani Katolikler, Melkitler (Melkit Katolikler), Syro-Malabarlar vb.). 3,5 milyonu Hindistan’da olmak üzere yaklaşık 5,5 milyon Süryani Ortodoks'un dini liderliğini Patrik Moran Mor İğnatiyos I. Zekka Iwas ve ona bağlı olan Hindistan’da bulunan Doğu Mafiryanı Mor Baseliyos I. Toma ve 40 metropolit yapmaktadır.


Süryanilerin bağlı oldukları kiliseler
Doğu lehçesini kullanan Kiliseler;
Doğu Asur Kilisesi
Kadim Doğu Kilisesi
Evanjelist Asur Kilisesi
Süryani Malabar Katolik Kilisesi
Pentekostal Asur Kilisesi
Keldani Katolik Kilisesi


Batı lehçesini kullanan Kiliseler;
Süryani Ortodoks Kilisesi
Süryani Katolik Kilisesi
Malankara Ortodoks Süryani Kilisesi
Süryani Malankara Katolik Kilisesi
Maruni Katolik Kilisesi


İstanbul Süryanileri
Türkiye’de 20.000' i aşkın Süryani’nin 15.000'i İstanbul’da yaşamaktadır. Süryaniler İstanbul dışında başlıca Mardin, Mersin, Diyarbakır, Adıyaman, Elâzığ, Ankara, İzmir, Malatya, Şanlıurfa, Gaziantep, Antakya, Antalya ve Adana’da yaşamaktadır.


Süryaniler’in İstanbul ile buluşması yüzyıllar öncesine dayanmaktadır. Özellikle Bizans İmparatoru I. Konstantin’in annesi Heleni, İmparator I. Justinianus’un eşi Theodora ve İstanbul’un ilk metropoliti Altın ağızlı Mor Yuhanna (Yuhanna Chrisostom) İstanbul tarihine önemli izler bırakan Süryanilerden sadece birkaçıdır.


Günümüz İstanbul Süryani Abraşiyesi 1950'lerde başlayarak 1980'lerde hız kazanan Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan göç ile oluşmaya başlamıştır. 19. yüzyılda Patrik IV. Petrus tarafından kurulan Tarlabaşı’nda bulunan Meryemana Kilisesi daha sonra 1950’li yıllarda ihtiyaç sebebiyle zamanın Mardin Metropoliti Mor Filüksinos Yuhanna Dolabani’nin başkanlığında genişletilir. Daha sonra Mardin’de Metropolit Yuhanna Dolabani’nin vefatından sonra Horiepiskoposlar tarafından ruhani liderliğinin yapıldığı İstanbul Süryani Ortodoks Kilisesi 1986 yılında Moran Mor İğnatiyos Zeka Iwas tarafından Şam'daki patrikhanede görkemli bir törenle Mor Filüksinos Yusuf Çetin'i 'İstanbul Abraşiyesi Ruhani Liderliği'ne resmetmiştir.


Ankara ve İzmir’i de içeren, 2002 yılında Mersin, Adıyaman, Şanlıurfa, Malatya, Gaziantep, Elazığ ve Adana yörelerinin de bağlandığı İstanbul Abraşiyesi Metropolit Mor Filüksinos Yusuf Çetin’in başkanlığında 1 horiepiskopos 5 papaz 2 rahibin ruhani liderliğinde, vakıf yönetim kurulu ile aktif olarak varlığını sürdürmektedir. Süryani Kadim Kilisesi'inde Patriğe bağlı 20 Metropolit bulunmaktadır. Bunların 4 tanesi Türkiye'de bulunur.


Irak Süryanileri
1924 yılında Süryani askerler tarafından Irak Türkmenlerini hedef alan ve Levi Baskını olarak bilinen katliamda 100 kadar Türkmen yaşamını yitirmiştir. 11 Ağustos 1933'teki Simele Katliamı'nda ise çok sayıda Süryani hayatını kaybetmiştir. Katliam, Irak Krallığı silahlı kuvvetleri desteğinde Kürt ve Arap aşiretlerinin yaptığı sistematik katliamlar silsilesidir ve "Simele Katliamı" terimi yalnızca Simele kasabasındaki katliamı değil, Kuzey Irak'ta Duhok ve Nineve (Musul) illerindeki 63 Süryani köyünde yapılan katliamları belirtir.

600 ilâ 3000 Süryaninin katledildiği bu katliam Lemkin tarafından "soykırım" (genocide) olarak nitelenir. Yahudi kökenli Polonyalı avukat Raphael Lemkin tarafından ilk kez 1944'te kullanılan «soykırım» terimi, Ermeni Kırımı, Holokost ve Simele Katliamından esinlenilerek oluşturulmuştur. Avustralya'nın Sidney şehrinde 2010 yılında açılan bir anıtın plakasında “Bu anıt, 1914-1918 yılları arasında, Birinci Dünya Savaşı sırasında gerçekleştirilen Asuri Kırımı ve 1933’te gerçekleştirilen Simele Katliamı kurbanları anısına dikilmiştir” biçiminde ibare yer almaktadır.


Arami-Asurlu Tartışması
Son dönemlerde Süryanilerle ilgili önemli tartışmalardan birisi bu etnik grubun Asurlulardan gelip gelmediğidir. 1836’da Irak’ta ortaya çıkan Asurilik veya Aşurilik görüşü olup Nasturilerden ayrılmış bir gruptur. 1968’de Vatikan’a iltihak etmişlerdir. Süryani Kadim Kilisesi'nin resmi açıklamasına göre; "Aramice konuşan Süryaniler, tarihin belirli bir döneminde Asurlularla aynı coğrafyayı paylaşmışlardır ve Asur kökenli değillerdir. Aramice yazılmış olan yazıtlar (Bunlardan birkaçı küçük krallıklar yöneticileri tarafından yazılmışlardır.) Asur Krallarının, Arami Krallıklarına karşı seferlerini kaydettikleri yıllıklar ve Kutsal Kitap’taki “Samuel, Krallar ve Tarihler Kitapları” bölümleri bu ayrımı yeteri kadar net bir şekilde ortaya koymaktadır.


Süryaniler, kökenleri 5000 yıl öncesine giden bir toplumdur. Mezopotamya'da yeşeren ve uygarlığın gelişiminde önemli rol üstlenen eski Mezopotamya halklarının yani köklü bir kültürün mirasçılarıdır. Hıristiyanlığı kabul ettikten sonra, coğrafyayı istila edenlerin baskı ve egemenlikleri yüzünden başlangıçtaki etkinliklerini kaybetmişlerdir. Günümüzde ise dünyanın değişik bölgelerinde dağınık bir şekilde yaşamaktadırlar.


Süryanilerin kökeni ve nerden geldiklerine dair bilinen üç farklı görüş vardır.Bu görüşlerden birisi, Süryanilerin Aramiler'den geldiğini savunan tezdir. Bu tezin dayanağı Süryani halkının Aramca konuştuğu ve bundan dolayı da kökeninin Aramiler olduğunu iddia etmektedir. Süryanilerin kökenine dair ikinci görüş ise Süryanilerin Asurlular'dan geldiğini savunan tezdir. Bu görüşe göre Süryaniler, eski Mezopotamya'da imparatorluklar kurmuş olan Asurlular'ın torunlarıdır. Bu iki görüşün eksiklikleri, Süryanilerin kökenini tüm eski Mezopotamya halklarına dayandığını belirten yeni bir görüş ortaya çıkarmıştır.

Aslında bu farklı görüşlerin önemi, getirdikleri tarihsel açıklamalardan ziyade, bu görüş sahiplerinin Süryaniler için düşledikleri farklı toplumsal modellere sahip olmasındadır. Yani Asur görüşünü savunanlar, Süryanilerin öncelikle siyasal bir toplum olmasını arzu etmekte; Arami görüşünü savunanlar ise daha çok inanca dayalı bir toplum modeli oluşturmak ve bu model çerçevesi içinde toplumu bir arada tutmaya çalışmaktadırlar.

Aslında Asur ve Arami ile anlatılmak istenen halk aynıdır. Söz konusu olan halk, Eski Mezopotamya kültürünü taşıyan ve inancı bakımından Hıristiyan olan bir topluluktur. Bu halk Irak ve İran'da daha çok "Asur" adıyla tanınırken, Suriye ve Türkiye'de aynı halk için "Süryani" adı kullanılmaktadır. Süryani kelimesi özellikle Hıristiyanlığı sonrası yaygınlık kazanmıştır ve Hıristiyan olan Yukarı Mezopotamya halkını belirtir. "Asurlu" kelimesi ise İsa'dan önceki Yukarı Mezopotamya halkı için kullanılmaktadır. Başka bir deyişle "Asurlu" kelimesi "Süryani" kelimesi ile anlatılmak istenen halkın Hıristiyanlıktan önceki zamanını belirtir. Bir yerde bugün bu halk için kullanılan, "Asur", "Arami", "Süryani" (ve daha başka adlar; Keldani, Maruni vs.) kelimeleri aynı topluluğu nitelemektedir.

Süryanilerin kökenini sadece Aramilere veya Asurlulara dayandırma çabalarının , Mezopotamyanın eski tarihine bakıldığında çok anlamlı olmadığı görülecektir. Buna karşılık Süryanilerin kökenini, tüm eski Mezopotamya halklarına (Fenikeliler, Akkadlar, Keldalılar, Babiller, Kenanlar, Asurlular ve Aramiler) dayandırmak daha mantıklıdır. Çünkü bütün bu halklar aynı kökenden oldukları için daha kolay kaynaşabilmişlerdir. Aynı dili konuşan, benzer örf ve adetleri yaşayan bu halklar Hıristiyanlık inancı ile birlikte aynı dine de sahip olmuşlardır. Ve bu eski halkların temeli üzerinde, yeni bir ada sahip olan Süryaniler doğmuştur.

Süryani' Adı Nereden Geliyor?
Süryani (Süryoyo) adının nasıl, ne zaman ve neden dolayı kullanıldığı kesin olarak bilinmiyor. Süryani isminin kökeni hakkında pek çok varsayım var. Varsayımların ortak özelliği; Süryani adının ya Mezopotamya'daki bir şehirden ya da bu coğrafi bölgede hüküm sürmüş bir kralın adından kaynaklandığıdır. Sizlere bilgi olması açısından, bugün en sık rağbet edilen iki varsayımı aktaracağım. Bu iki varsayım Yakup Bilge'nin, Yeryüzü Yayınları arasında çıkan ve 1992 yılında basılan "Anadolu'nun Solan Rengi Süryaniler" kitabından alınmıştır.

1) Kimi yazarlara göre Suriye adı, bölgeyi ele geçiren Kilikos'un kardeşi Suros'tan geliyor. Süryani adı da bu sözcükten türüyor. XII.yy'da yaşamış olan Diyarbakır metropoliti (Bir bölgede yaşayan Süryanilerin kilise içindeki en üst rütbedeki kişisi) Arami kralı Suros'un adına izafeten, egemenliği altındaki ülkenin "Surisyin" olarak adlandırıldığını, daha sonra Surisyin adındaki son "s" harfinin atılarak "Suriyin" şeklini aldığı ve burada yaşayan halkında bu adla anılmaya başlandığını söyler.

2)Asurluların ülkesine Yunanlılar tarafından sözcüğün onuna bir 'y' eklenerek "Asurya" deniliyordu. Yunanlıların kullandığı ve gitgide yaygınlık kazanan "Asurya ve Asuryan" kelimeleri Aramca konuşan halkın diline girdiği zaman, dil kurallarına göre bazı değişikliklere uğradı ve Asuroyo şeklinde telaffuz edildi. Tarihsel süreçte "A" harfi düşerek kelime Suroyo (Süryani) şeklini almıştır.